Anasayfa   /   Haftanın Sohbeti   /   İNSANLARA İSİM KOYMADAKİ SIRLAR

 İnsanlara İsim Koymadaki Sırlar

Bir zamanlar tasavvufa girmenin ön şartı hesap ve yıldız ilmi bilmek olarak ifade edilmiştir. Hesap bilmek sıfatsallık işleyişinin idrak edilmesi demektir.

Şeyh Şerâfeddin Bingöl kaddese’llâhü sırrahu’l azîz buyurdu ki;

“El -Esmâ-ü tenezzelü mine’s -Semâ-i” fehvasın­ca, bilumum esnâf-ı beşerin (insanların bütün sınıflarının) esâmisi (isimleri), âlem-i ahd-ü misâkda (ezelde) takdir ve tayin buyurulmuştur.

Bir çocuk doğduğu vakit, ona isim vere­cek kimselere ism-i hakikîsini ilhâm için Cenâb-ı Hakk (c.c). melekler hâlk etmiştir (yaratmıştır). İsim tesmiye olunacak (konu­lacak) mahâlde, muhâlif-ü şerîa ahvâl (şeriate aykırı hal­ler) ile, harîr (ipek) döşemeler, mücessem ve tam âzâlı suret (resim)bulunursa, bu melekler oraya girmez, ço­cuğun ismi de hakîkî isminin muhâlifi (zıt-aykırı) bir isimle tes­miye olunur. (konulur)

Bir kimseye ism-i ezelîsi (Levh-i mahfuzdaki ismi verilirse) verilirse, zekâ ve idrâki (ve mâ câ’e bihi’n-Nebiyyü)’ye (peygamberin getirdiği şeye bağlanmış) sûret-i temessük (sarılma şekli) ve istikâmeti, muhâlif isimle müsemmâ olan (isim­lendirilmiş) bir kimseye nisbetle yedi derece kâmilâne (üstün)olur.[1]

İsim tesmiye olunacağı zaman, akdedilen (ismin verildiği) cemiyyette icrâ edilecek edebin derecâtına göre, meleklerin adedi bir’den bin’e kadar çoğalır.

(Bu hikmetin anlatıldığı mecliste Şeyh Şerâfeddin Bingöl kaddese’llâhü sırrahu’l azîz ihvândan ism-i hakikîleri verilmeyenlere ism-i ezeliyyelerinin iş’âr olunacağı (açıklanacağı) beyân buy­rulmuştur.) VOLKAN FURKAN


Etiketler : ,

Yorumlar (0)