- islami paylaşım sitesi
ŞEYH EBÜ'L-HASAN-İ (H.Z) DEN NASİHAT
Tekkenin Kapısında ki Yazı:
HANGİ ŞEY GÜZELDİR, İHLÂS NEDİR,
FENA VE BEKA’DAN KİM SÖZEDER?
Harakani hazretleri bir gün etrafındakilere sordu:
- Hangi şey iyidir? Onlar;
- Siz söyleyin efendimiz! dediler. Seyh Ebul Hasan:
- Her zaman kendinde O’nun (Allah’ın) yâdı (zikri) olan gönüldür, dedi.
Sordular:
- İhlas nedir?
Buyurdu ki;
- Allah (c.c.) için yaptığın her şey ihlâstır; halk için yaptığın her şeyse riyadır.
Sordular;
- Fena ve Beka’dan söz etmek kime düşer?
Buyurdular;
- Ondan bahsetmek; kendisini bir tel ibrişimle gökten atsalar, ağaçları, binaları, dağları koparan, bütün deryaları dolduran, bir rüzgar esse; yine yerinden kımıldamayan bir kimseye düşer. Yani ancak böyle bir kimse ondan bahsedebilir.
ÂLÎ-CENÂB OLANLAR DOĞRU SÖYLER
Nakledilir ki, bir İmam Irak'ta Hadis dinliyor ve aynı zamanda da öğreniyordu. Şeyh Ebu'l-Hasan Harakanî (k.s.) hazretleri sordu:
– Burada isnadı daha âli (yüksek) olan biri yok mu? İmam:
– Öyle biri yok, dedi. Harakanî hazretleri:
– Ben ümmî (okuma-yazması olmayan) bir kişiyim, Hak Teala bana her ne vermişse, minnet etmemiştir ama kendi ilmini bana verdi ve bunu minnet etti, dedi. İmam:
– Ey Şeyh! Sen kimden sema ediyor (işitiyor, dinliyor) ve Hadis öğreniyorsun? diye sordu. Harakanî Hazretleri:
– Rasûlüllah’tan (s.a.v.), dedi. Ama bu söz adamın hoşuna gitmedi, onu kabul etmedi. Gece rüyasında gördüğü o büyük Zat yani Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine:
"Âlî-cenâblar (civanmertler, temiz-asîl-cömert yaratılışlı kimseler) doğru söyler" dedi. Ertesi gün oldu İmam yine Hadis okuma işine başladı. Öyle bir yere geldi ki, Harakanî Hazretleri ona:
– Bu peygamberin hadisi değildir, dedi. İmam:
– Nereden ve neyle biliyorsun? diye sordu. Harakanî Hazretleri:
– Sen hadis okumaya başladığın an benim iki gözüm Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iki kaşı üzerinde idi. Kaşlarını çatınca, bu hadisten teberri etmekte olduğu bana malum oldu, diye karşılık verdi.
PERDE KALKARSA GÖRÜR, İNERSE GÖREMEYİZ
eş-Şeyh Ebu’l-Haseni’l-Harakânî (k.s.) hazretleri bir gece;
— Falan meydanda bu gece savaş yapılıyor. Şu kadar kişi öldü, şu kadar kişi yaralandı, demişti.
Daha sonra araştırıldığında, vaziyetin tam da Ebu’l-Hasan hazretlerinin dediği gibi olduğu anlaşıldı.
Fakat aynı gece düşmanlar, Şeyh hazretlerinin oğlunu öldürüp kapısının eşiğine atmışlardı. Bundan ise onun hiç haberi olmamıştı. Bâtın (mânevîyat) âleminin ince sırlarını idrâkten mahrum olan hanımı, bu hâdise üzerine;
— Şu adama ne demeli! Şu kadar uzakta cereyan eden bir hâdiseyi haber veriyor; ama oğlunun öldürülüp kapısına atıldığından hiç haberi olmuyor! demişti.
Ebu’l-Hasan hazretleri hanımına şu cevabı verdi:
— Evet hanım, dedi. Doğru söylüyorsun; ama harp meydanını gördüğümüz zaman, aradaki perde kaldırılmıştı. Oğlumuzu katlettikleri zaman ise, perde inmişti. Biz, perde kalkarsa, en uzak yerleri görürüz. Perde inerse, ayağımızın dibini bile göremeyiz.
“Kalplerin en aydını , içinde mahlukatın yer almadığı kalptir: amellerin en iyisi, içinde mahluk düşüncesinin olmadığı ameldir;nimetlerin en helali kendi çabanla olnadır; arkadaşların en iyisi Hak iile yaşayandır.”
“Gecelerden bir gece, hizmetçi hanım, turşu yapmıştı; içine şeyhin kendi eliyle ekmiş olduğu bahçeden çöğendir (biçip) koymuştu; Şeyhin adveti yatsı namazını kılmadıkça yemek yememekti; Şeyh derdi: 'Ey Allah'ım , senin hizmetini bitirmeden vücudu beslemeyeceğim.'”
Sultan Mahmut Şeyh Ebü'l-Hasan'dan dua isteyince Şeyh: “Kendim beş vakit namazda sana dua ediyorum.” dedi. Sultan “nasıl dua ediyorsun?” diye sordu.
“Derim: Allah'ım mümin erkekleri ve mümine kadınları bağışla (Kuran 14/41), diye cevap verdi. Sultan “Özel dua İstiyorum” dedi. “Ey Mahmud, akıbetin mahmud(iyi) olsun!” dedi. Sultan Mahmud Şeyh'in önüne bir kese altın koydu. Şeyh emretti bir arpa ekmek getirdilerbir kase abkame, ondan bir lokma mahmud'a verdi;sertlikten dolayı boğazında kaldı “Ey mahmud , sen arpa bir ekmeği abkame ile yemedin ve yiyemezsin, bende bu mallar gibisini yemedim yiyemem; bu gün arpa ekmek senin boğazında kaldığı gibi kıyamette de senin altınların benim bğazzımda kalır; al (onları), çünkü bunları ben dönüşü imkansız talakla boşadım, geri dönüş yapamam.” dedi.